İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi
Adres: M. Kemal Atatürk Bulvarı No : 42 35620 Çiğli / İZMİR

Telefon::(232) 376 71 76
Faks::(232) 376 71 00

Harita

Başkanın Kaleminden

Yeni Yıl Umuttur

İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi olarak Aralık ayı içinde yaptığımız faaliyetlerde pek çok sanayici dostumuz ile birlikte olduk ve konuşma imkanı bulduk. İzmirli sanayiciler görüş ve değerlendirmelerini açık yüreklilikle, samimiyetle ortaya koyuyorlar. Herkesin yurt içindeki ve uluslararası arenadaki gelişmeleri günü gününe takip ettiklerini gördükçe, böylesine aydın sanayicilerimiz olduğu için mutlu olurken; her an değişen şartlara uyum sağlamak için verdikleri mücadeleyi de hayranlıkla izliyoruz. Üretime, teknolojiye, yenilenmeye, yeni pazarlara, verimliliğe odaklanması gereken sanayicilerimiz, neredeyse dünyanın dört bir köşesinde gelişen olayları dahi tam zamanlı takip eder hale gelmişler.
 
AB ve ABD ile yaşanan gerginlikler ve gittikçe sertleşen ortam sanayicilerin kafasını karıştırıyor. Elbette ulusal varlığımızı ve değerlerimizi pazarlık konusu yapacak değiliz. Ancak her iki tarafın da çok uzun geçmişe dayanan ticari ve ekonomik bağları var. Bu bağların gittikçe gerilmesi ve zaman zaman kopma noktasına gelmesi her iki taraftaki sanayici ve işadamlarını tedirgin ediyor. Uzun yıllardır stratejik ortaklık ve uluslararası birliktelik yaratan ortamın siyasi söylemlerle bu denli yıpratılmasını doğru bulmuyoruz. Yıllardır doğu kapısını tuttuğumuz NATO içinde dahi siyasi manevraların gelişmesini endişeyle izliyoruz. İş dünyası olarak yüzümüzün batıya dönük kalması gerektiğini, NATO içinde kalmanın doğru yaklaşım olacağını düşünüyoruz ama bu ortak amaçlar için Türkiye dışındaki tarafların da aynı yaklaşım içinde adım atmaları gerektiğini de biliyoruz.
 
Soçi süreci ile başlayan Suriye’deki barış umutlarımız, sahada her gün kimin kolunda kim var bilmecesiyle sürüyor. Ortadoğu’da Irak ile başlayan, Suriye ile devam eden karmaşa; Katar, Yemen problemi derken Suudi Arabistan’daki gelişmeler ve devamında Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan etmesi ile zirveye çıktı. Ortadoğu’da söndürülmesi çok zor olan, büyük bir ateş yakıldı. Bu arada, gerek ABD gerekse AB Merkez Bankalarının piyasalardaki likiditeyi azaltacak ve yatırımları tekrar ana topraklarına çekecek yöndeki politikaları sıcak para ile dönen Türkiye gibi ekonomileri zor bir yılın beklediğini gösteriyor.
Sanayicilerimizin yurt içindeki gelişmeler hususundaki değerlendirmeleri ise şöyle:
 
Öncelikle herkes siyasette yaratılan çok sert ve hatta karşılıklı hakaretlere varan söylemlerden son derece rahatsız. Karşılıklı suçlamalarda ise her şeyin hukuk sistemi içinde çözülmesi gerektiğine inanılıyor. Tabi bu arada hukuk ve adalet sistemi son yıllarda geçirdiği ağır travmalar ve sarsıntılar sonrasında ciddi erozyona uğramıştır. Ancak yine de hukuk, sığınılması gereken en önemli çatı olarak görülmeye devam ediliyor. Bu sistemin kendini düzeltmesi umutla beklenmektedir.
 
Ülkenin genel durumuna bakıldığında ise OHAL sürecinin misyonunu tamamladığı düşünülüyor. Bu konuda normale dönüşün yerli veya yabancı yatırımcıları cesaretlendireceğine inanılıyor. Yıllardır ağızlarımızdan düşmeyen yapısal reformların artık sözden, eyleme geçirilmesi bekleniyor. Elbette, ekonomi ve finans alanlarında çeşitli önlemler, destekler, teşvikler açıklanıyor ama bunlar sadece o günde, o dönemde ortaya çıkan sorunların ateşini bastırmaya yönelik olarak değerlendiriliyor.
 
İş dünyası kendine umut ve enerji verecek, yatırım ve iş yapma şevkini artıracak adımları bekliyor. Daha çok gelişmek için Ar-Ge, inovasyon ve teknoloji odaklı, katma değeri yüksek üretime ihtiyacımız var. Öyleyse, bu saydığımız alanlarda ilerlememizi sağlayacak finansal ve sosyal ortam sağlanmalı, eğitim sistemi bu gerçeklere göre hızla yapılandırılmalıdır.
 
Evet, mesleki ve teknik eğitim alanında bazı anlamlı adımlar atılıyor ama kabul etmemiz gerekir ki, sınav sistemleri üzerindeki odaklanmamız ve tartışmalarımız enerjimizi yiyip, bitiriyor.
 
Enerji tüm sektörlerin ana girdisidir. Son beş aya bakıldığında yüzde 20’lere varan bir artış gözükmektedir. Bu artışın temel nedeni YEKDEM olarak anılan “Yenilenebilir Enerji Kaynaklarını Destekleme Mekanizması”dır.
YEKDEM ile hükümet; su, rüzgar, güneş, jeotermal ve biyokütle ile çalışan elektrik santrali kuranlara, üretecekleri elektriği 10 yıl süreyle döviz cinsinden belli bir fiyattan alma garantisi sağlıyor. Enerji firmaları yıllık kontrat yaparken yaklaşık olarak Türkiye’nin arzı ve tüketiminin, dolayısıyla fiyatların ne olduğunu öngörebiliyorlardı. Ancak YEKDEM fiyatlarının özellikle döviz fiyatlarının her ay değişmesinden dolayı artışını artık öngöremiyorlar. Ayrıca, su, rüzgar, güneş gibi değişkenlik gösteren tabiat olaylarına bağımlı olan yenilenebilir enerji üretimi de bir başka değişkenlik etkeni.
 
Hükümetin elektrik fiyatları üzerinde değişken ve artı bir maliyet yaratan YEKDEM’i bütçeden karşılaması en mantıklı yaklaşım olacağı görülmektedir. Bu şekilde sanayici enerji tüketimleri ve maliyetleri üzerinde doğru rakamlarla kararlar alabilir ve yatırım yapabilir duruma gelebilecektir.
 
Enflasyonun ve dolayısıyla faizin yüksek seyretmesi, kurların öngörülemeyen çıkışlar yaşaması, sanayicileri 2018 yılı hesaplarını, bütçelerini yapamaz hale getirdi. Sanayici bu verilerin yüksekliğinden yakınmayı bıraktı, “bari istikrar içinde kalsın” demektedir.
 
Doların yükselişine neden diye bakıyoruz. Karşımıza büyüyen dış ticaret açığı, onunla birlikte büyüyen cari açığımızı, yüksek enflasyonu ve Türkiye düşük kredi notları ile yüksek risk puanlarını görüyoruz. Normal olmayan bu gelişmelerin, normal olmayan, alışmadığımız tedbirlerle çözülmesi gerektiğini görüyoruz.
 
Ancak, ekonomi dışı o denli güçlü gündem maddeleri ile uğraşıyoruz ki…
 
Açıklanan rakamlarla Türkiye üçüncü çeyrekte yüzde 11,1’lik büyüme gerçekleştirdi. Ancak piyasalarda ve hane halkında bu büyümenin yarattığı güçlü bir pozitif etki görülmüyor. Büyümenin ana nedenlerine baktığımız da ise 15 Temmuz 2016’daki alçak darbe girişiminin yarattığı travmanın etkilerinin aşılmasına dayanan bir baz etkisi, KGF’nin ekonomiye verdiği can suyu, artan bütçe açığı ve cari açık rakamlarını görüyoruz. Açıklanan yüzde 11 rakamı ile sadece düştüğümüz yerden çıkmış olduğumuzu görüyoruz. Sanayici olarak büyüme de çeyrekler ölçütünde şampiyonluk peşinde olmaktansa yıllara göre istikrar içinde seyreden ve artış gösteren bir büyüme tercihimizdir.
 
Yeni yılı karşıladığımız bu günlerde, 2018’in herkes için sağlık ve esenlikler getirmesini diliyor, yeni yılınızı şahsım ve Yönetim Kurulum adına kutluyorum.
 
 
 

 

İAOSB Yerleşim PlanıİAOSB MedyaİAOSB Haber DergisiİAOSB Tanıtım FilmiİAOSB Dosya İndir