İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi
Adres: M. Kemal Atatürk Bulvarı No : 42 35620 Çiğli / İZMİR

Telefon::(232) 376 71 76
Faks::(232) 376 71 00

Harita

Başkanın Kaleminden

Sürdürülebilir Büyüme İçin Sanayi

Haziran ayında açıklanan büyüme verileri ve 2016 yılına ait firmalar bazında yapılan değerlendirme listeleri bizlere ekonomimiz ve sanayimiz hakkında detaylı değerlendirmeler yapma imkanı sundu.
 
Öncelikle, gerek EBSO 100 Büyük, gerekse İSO 500Büyük Sanayi Kuruluşu ve TİM İlk 1000 İhracatçı Firma listelerine giren tüm İAOSB katılımcısı firmalarımızı kutluyorum. Hepimizin bildiği ve yaşadığı zorlu bir 2016 sonrasında bu başarı listelerinde yer almak çok daha önemli ve anlamlı… Türkiye’nin ulusal ve global ekonomik tablolarında üst sıralarda yer almak her türlü takdire değer. Dileğimiz; bu listelerde yer alan firmalarımızın gerçekleştirdiği rakamların artarak devam etmesi ve bu trendin en küçük mikro işletmelerimize kadar pozitif yansımasıdır.
 
Bu ay 2017 yılının birinci çeyrek büyüme oranı yüzde 5 olarak açıklandı. Türkiye ve dünya ekonomisinin özellikle son 10 yılda yaşadıklarını gördükten sonra ve 2016 yılında yaşananların sıcaklığı hala hissedilirken, düne kadar ‘yüzde 5 büyüme yetmez’ desek dahi, bugün bu rakamı olumlu bir gelişme olarak değerlendirmek durumundayız.
 
Elbette yüzde 5 büyümenin Türkiye’nin hedefleri için yeterli olmadığını ve büyümemiz istikrarlı bir çizgiye oturmadığı müddetçe dönemsel rakamların büyük bir anlam taşımadığını hepimiz biliyoruz. Ancak, açıklanan bu rakamın büyük ölçüde sanayi ve hizmetler sektöründeki büyümeden kaynaklanması, bir iyileşme beklentisi oluşturmuştur. Özellikle sanayimizin geçen yılın ilk çeyreğine göre yüzde 5,3 oranında büyümesi dikkatle takip edilmesi gereken bir veridir.
 
Ancak, TÜİK tarafından yayınlanan Sanayi Üretim Endeksi’nde 2017 yılı ilk çeyreğindeki sanayi üretimi yüzde 2,1 artarken, sanayi sektörü büyümesinin yüzde 5,3 büyümesi; yakalanan bu büyüme rakamının temelinde iç ve dış talebin artmasının yattığını göstermektedir. Özel tüketim harcamaları ise yüzde 5,1 olmuştur.
 
Bu durumun temel nedenleri olarak referandum öncesi yapılan vergi indirimlerinin tüketime yaptığı pozitif etki ve kamu yatırımlarındaki artış olarak görülmektedir. Özellikle kamunun, piyasaların hareketlenmesi hususunda tedirgin duran özel sektör yerine ciddi bir katkı vermeye çalıştığı değerlendirmesi yanlış olmayacaktır.
 
Bu büyüme rakamını doğru değerlendirmenin bir başka yöntemi de İstanbul Sanayi Odası (İSO) tarafından her yıl gerçekleştirilen En Büyük İlk 500 Sanayi Kuruluşu çalışmasının detay rakamları ile ortak bir değerlendirme yapmaktır.
 
Bu rakamlarda, 2015 yılına göre 2016 yılında karlılığın yüzde 8,7’den yüzde 9,4’e yükseldiğini görmekteyiz. Ancak, dikkatimizden kaçmaması gereken nokta, bu karlılığı kamunun yukarıya çektiğidir. Kamu kuruluşlarının varlık satışlarından oluşan karlar hem satış karlılığı hem de aktif karlılık ortalamalarını yükseltmiştir. Kamu şirketlerinin ilk 500 içindeki payları yüzde 2,2 iken, toplam karlılıktaki payları yüzde 21’i geçmiştir.
 
Kamunun varlık satışı gelirlerinin kar olarak görülüp görülmemesi ve bu rakamların ilk 500 içindeki genel karlılık oranını olumlu etkilemesi özel sektör tarafından değerlendirilmesi gereken bir husustur. Bir önceki yıla göre özel şirketlerin karlılığının yüzde 7,7 artmasına rağmen, bu oran kamu şirketlerinde yüzde 133,9 olmuştur.
 
İlk 500 firmalarının 2016 yılı rakamlarında karlılıkta bir artıştan söz ederken, faaliyet karlarının yarısının finansmana gittiği de gözden kaçırılmamalıdır. Finansman giderlerinin faaliyet karı içindeki payı 2015’egöre yüzde 55,4’e düşmüş olsa da dünya ortalamasının yüzde 16 dolaylarında olduğu unutulmamalıdır. Borçlanma oranlarının yüksekliği ve bu borçlanmada özellikle KGF desteklerinin rolü, ileride doğabilecek geri ödeme krizleri konusunda bizleri dikkatli olmaya zorlamaktadır.
 
Diğer taraftan firmalarımızda öz kaynak oranı yüzde 38’lerde kalırken, borçluluk oranları yüzde 62’lere çıkarak, son 10 yılın en kötü borç/öz kaynak dengesi oluşmuştur. Kamu kuruluşlarının borçluluk oranları da özel sektör kadar olmasa da artmıştır.
Borç ve finansal risk yönetimi bu yılda da aynı geçen yılda olduğu gibi firmalarımızın en çok odaklanması ve dikkatli olması gereken yönetim alanı olacaktır.
İSO İlk 500 verilerinde Ar-Ge yatırımları konusunda verilen destek ve teşviklere rağmen, üretilen yeni politikaların özel sektör üzerinde beklenen düzeyde olumlu etkilerinin olmadığı görülmektedir. Ar-Ge harcamalarının üretimden satışlara oranı 2015 yılında yüzde 0,74 iken, bu oran 2017’de 0,57’ye gerilemiştir. İlk 500 firmanın yaratığı katma değerin yüzde 40’a yakını hala orta-düşük teknoloji yoğunluğu içinde çalışan sanayidendir. Yani kamunun Türkiye ekonomisi içindeki payı önemlidir ancak bu payın gelecekte daha rekabetçi bir ekonomi sistemi kurulması yönünde kullanılması gereklidir.
 
Bu noktada şu değerlendirmeyi yapmak doğru olacaktır: Yeni büyüme ve kalkınma teorilerinde, kamunun çağdaş ve güvenilir bir piyasa düzenleyicisi olma misyonu görülmektedir. Bu misyon devletin üretim ve rekabet içinde etkin olması ile karıştırılmamalıdır.
 
Dış ticaret verilerinde de geçen yıl büyümeye eksi katkı sağlayan ihracatın bu sene pozitif bir katkı verdiği görülmektedir. Avrupa’nın yavaş da olsa bir toparlanma sürecine girmesi ve özellikle Rusya ile başlatılan normalleşme süreci olumlu adımlardır. Ancak sanayicimizin, ihracatçımızın gösterdiği büyük gayreti, çalışkanlığı ve özveriyi burada takdirle anmalıyız.
 
Enflasyonun artış ivmesinin devam etmesi, kredi kullanımlarının artması, bütçe açıkların büyümesi gibi gelişmeleri büyüme rakamları ile anlayabiliyoruz. Ancak bu rakamlar arasında bizlerde ciddi bir çelişki yaratan tek şey, normal büyüme koşullarında azalması gereken işsizliğin bir türlü düşüşe geçmemesidir. Türkiye hala iki haneli işsizlik rakamlarına sahiptir.
 
Bu da bizlere, yakalanan büyümenin sağlıklı ve devamlı bir büyüme olup olmadığı sorusunu yöneltmektedir. Bu soruya ‘evet bu durum sağlıklı bir büyümedir’cevabını verebilmek için önümüzdeki dönemde istihdam ve üretime yönelik yapısal değişimlerin hızla hayata geçirilmesini beklemek durumundayız.
 
Elbette büyüme iyidir. Ancak, kamu kaynakları ile desteklenen ve kredilerle beslenen ve tüketim ile canlanan bir büyümenin sürdürülebilmesi mümkün değildir.
 
Bu anlamda para ve maliye politikaları uyumlu bir biçimde ileri teknoloji temelli yatırımları zorlamalı, buna uygun insan kaynağına yönelik eğitim yapılanmaları artmalı, iş ve yatırım dünyasının istikrarlı bir düzleme oturması için uluslararası standartlardaki hukuki düzenlemeler gerçekleştirilmelidir. Bu yapı oluşturularak sanayinin ülkemizdeki payı arttırılmalıdır. 1998 yılında GSYH içinde yüzde 23,3 paya sahip olan imalat sanayimiz son yılda ancak yüzde 16,7 seviyesine gelebilmiştir.
 
Büyümenin belli bir istikrar içinde ulusal hedeflerimize uygun bir şekilde sağlanabilmesi için ülkemizin üretime dayalı ve istihdam yaratan, ihracatta rekabet gücü yüksek, yerli ve yabancı yatırımcıyı çekebilen, her yönden gelişmiş, uluslararası şart ve standartların hakim olduğu bir ekonomi iklimine gelmesi gereklidir.
 
 
 

 

İAOSB Yerleşim PlanıİAOSB MedyaİAOSB Haber DergisiİAOSB Tanıtım FilmiİAOSB Dosya İndir