İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi
Adres: M. Kemal Atatürk Bulvarı No : 42 35620 Çiğli / İZMİR

Telefon::(232) 376 71 76
Faks::(232) 376 71 00

Harita

Başkanın Kaleminden

Çıkış "Ar-Ge ve İnovasyon"da…

Değerli sanayici dostlarım;
 
İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi olarak son dönemde yaptığımız çalışmaları değerlendirdiğimizde, üç organizasyonumuzun öne çıktığını görüyoruz.
 
İlki, Ekim ayı sonlarında dokuzuncusunu gerçekleştirdiğimiz “İAOSB Sanayicileri ve İzmir Üniversiteleri” buluşması idi. Üniversite-Sanayi işbirliği alanında bir OSB içinde ilk kez yapılan ve dokuz yıla uzanan bu çalışmamızda; üniversitelerimiz ve sanayicilerimiz Ar-Ge ve İnovasyon tabanlı projelerini masaya yatırarak, değerlendirdiler ve uygulama alanları üzerinde çalıştılar.
 
Diğer bir dikkat çeken çalışmamız ise, 2013 yılında yine bir OSB içinde ilk kez gerçekleştirilen “Ar-Ge ve İnovasyon” yarışmamızın üçüncüsünü gerçekleştirmemizdi. Ar-Ge ve İnovasyonun önemine dikkat çekerek, farkındalık yaratmak maksadı ile çıktığımız bu yolda, Bölgemizdeki işletmelerde gerçekleştirilen özel çalışmaları görme, onları değerlendirme ve çalışan ekipleri motive etme anlamında çok başarılı bir kazanım elde edildi. Her ne kadar adı yarışma da olsa, tüm ekiplerin yaptığı çalışmalar birbirinden değerli, Bölge sanayisi için gurur ve umut vericiydi.
 
Son organizasyonumuz ise Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Sayın Mehmet Fatih Kacır’ın katılımları ile gerçekleşen “Teknoloji Odaklı Sanayi Hamlesi” tanıtımını içeren toplantımızdı.
 
Benim yazılarımı okuyan dostlarım bilirler, ben genelde yazılarıma ulusal ve küresel ekonominin değerlendirmeleri ile başlarım. Ancak bu kez yazımın odağında yaptığımız bu faaliyetlerde ortaya çıkan bir gerçeği vurgulamak istedim. Bu da Türkiye ekonomisinin Ar-Ge, inovasyon ve teknoloji tabanına dayalı, yüksek katma değerli üretim modeli ile yükselişi yakalayabileceği gerçeğidir.
 
Türkiye uzun yıllar, farklı dönemlerde sanayi üretiminin dışında çıkış yolları aramıştır. Ancak görülmüştür ki kısa vadede ya da dönemsel etkilerin yardımı ile başarılı gibi gözüken üretim dışı faali-yetler, Türkiye’ye bir türlü kalıcı ve istikrarlı büyüme getirmemiştir. Bugün gelinen noktada Türkiye için gerekli olan sürdürülebilir ve yeterli büyümenin ancak üretim ile gerçekleşebileceği açıkça ve tartışmasız ortaya çıkmıştır.
 
Ancak, küreselleşen dünya ekonomisinde, üretmenin de tek başına bu katkıyı sağlayamayacağı görülmektedir. Bilişim teknolojileri ile coğrafi sınırlar kalkmış, düşük ve orta düzey teknoloji ile üretim bilgileri herkesin kullanımına açılmıştır. Bundan dolayı herkes, her yerde bir şeyler üretme kabili-yetine sahip olmaya başlamıştır. Bundan dolayı, üretimin ülkenin ekonomik büyümesine doğrudan katkı verebilecek bir formatta olması stratejik önem taşımaktadır. Yani, yapılan üretim hem dış pazarlarda yüksek satış performansını yakalamalı hem de ülkenin dışarıya kaçan kaynaklarını içerde tutacak nitelik ve nicelikte olmalıdır.
 
Türkiye, uzun yıllardır süregelen “cari açıksız büyüyemez” yargısını kırmak zorundadır. Yurt dışından temin edilen yatırım ve sermaye mallarını üretme kabiliyetine ulaşmalıdır. Yatırım yapıp, makine ve teçhizatımızı yurt dışından temin ettiğimiz müddetçe, yaptığımız yatırımın ülke ekonomisine pozitif dönüşümü uzun süre alacaktır.
 
İhracatımızı da yurt dışından alınan yarı mamullerden uzaklaştırıp, yerli üretim oranını yükseltecek düzeye ulaştırmamız gerekmektedir. Bugün, ihracatta ürünlerimizin fiyat dışı faktörlerde de rekabetçi olması gereklidir. Tüm bu beklentilerin kısa anlatımı ise şudur; Türkiye Ar-Ge ve İnovasyona dayalı, yüksek teknoloji tabanlı ürünler üretmek zorundadır. Türkiye, kilogramı 1,5 doları aşamayan ürünlerin ihracat içindeki payını azaltmalıdır.
 
Küresel ekonomide bazı rakamlara baktığımızda bu durumu kolayca görebiliyoruz. 2018 yılında sadece 11 ülke, dünya ticaretindeki yüksek teknoloji taşıyan ürünlerin yüzde 78’ini üretmiştir. İleri teknoloji tabanlı üretimin ihracat içindeki payı Kore’de yüzde 26,8, Malezya’da yüzde 42, Singapur’da yüzde 49 iken, Türkiye’de bu rakam sadece yüzde 2,2’dir.
 
1 milyon kişi başına düşen Ar-Ge personeli sayısında ise Türkiye, 500’ü henüz aşan sayısı ile gelişmiş ülkelerdeki 3 bin 100-6 bin 300 arasındaki rakamlardan çok uzaktadır.
 
Yine gelişmiş ülkelerde Ar-Ge faaliyetlerine ayrılan GSYH payı yüzde 2,5 ile 4 arasında iken, Türkiye’de bu rakam yüzde 1’e ulaşmakta zorlanmaktadır. Özellikle reel sektörde, bu dönemde yaşanan sıkıntılar nedeniyle Ar-Ge faaliyetleri göz ardı edilmekte veya ötelenmektedir. Bu durumda kamu ise merkezi bütçe harcamaları içinde yüzde 1,4’e varan bir pay ile teşvik ve destek vermeye çalışmaktadır. Ancak verilen teşvik ve desteklerin üretime katkısı ve verimliliği tartışılmaktadır.
 
Türkiye’nin önünde yapması gereken şeyler açıkça görülmektedir. Ar-Ge yatırım ve harcamaları artmalı, patent başvuruları çoğaltılmalı ve bu değişim ile gelişimi sağlayabilecek insan kaynağına, yani beşeri sermayeye ulaşılmalıdır. Bu çalışmalar artarken, dikkatle çizilmesi gereken bir başka politika ise, büyük ölçekli işletmelerde toplanan Ar-Ge faaliyetlerinin KOBİ’lere de yansıması ve uygulanmasının sağlanması olmalıdır.
 
Burada özellikle dikkat çekmek istediğim alan ise, beşeri sermayede Türkiye’nin durumudur. Küresel beşeri sermaye endeksinde Singapur 11’inci, Kore 27’inci, Malezya 33’üncü iken; Türkiye 75’inci sıradadır. Bu; Türkiye’nin Ar-Ge yapabilecek, inovatif düşünebilen, teknolojiyi sadece takip eden veya kullanan değil, yaratan bireyler yetiştirmesi gerektiğini göstermektedir. Bu değişim için ilköğretimden iş yerlerindeki eğitime kadar tüm süreçler doğru planlanmalı ve uygulanmalıdır.  Bu çalışmalar için de özellikle mesleki ve teknik eğitimde üretim ve istihdamın odaklandığı OSB’lerimizin desteklenmesi ve doğru kullanılması çok önemlidir. OSB’ler mesleki ve teknik eğitimin yapılandırılması için en doğru alanlardır.
 
Değerli Dostlarım;
 
Bu ay, her sene olduğu gibi Cumhuriyetimizin Kurucusu, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü 10 Kasım’da bir kez daha andık. Atatürk’ün fikir ve devrimlerinin çizdiği yoldaki yürüyüşümüz, hiçbir gücün sekteye uğratamayacağı şekilde devam etmektedir. Küresel politik ve ekonomik görünüme baktığımızda ise hem dünyanın hem de Türkiye’nin neredeyse son üç ayda aynı gündem maddelerinin yarattığı bir girdap içinde kaldığını görüyoruz. Bir yandan ABD, AB, Rusya, Çin, Suriye, Irak, İran, diğer yandan Brexit, ticaret savaşları, yaptırımlar, S-400, F-35, Doğu Akdeniz’deki enerji mücadelesi, mülteci sorunları gibi konular her gün önümüzde. Küresel pek çok aktörün çıkar çatışmaları ne yazık ki Türkiye gibi gelişmekte olan bir ülkeyi bir hayli zorlamaktadır.
 
Ulusal ekonomide ise 2019 yılının sonunun yaklaştığı, 2020 yılının bütçe ve çalışma programlarının yapılacağı bir döneme girdik. Bu çalışmaların verimli ve gerçekçi olması için doğru verilerin ışında, doğru öngörülerin yapılması çok önemlidir.
 
Ancak, Türkiye’deki enflasyon, faiz, döviz kurları, cari açık, bütçe açığı, işsizlik gibi temel göstergelerde, aylara göre değişkenlik sürdüğü görmekteyiz. Ayrıca bazı piyasa aktörleri, açıklanan bazı ekonomik verilerin doğruluğunu tartışmaya açarak, bu verilere güvensizliklerini belirtmektedirler.

 

Bizler, sanayici olarak, son ana kadar tüm gündemi takip ederek, mümkün olduğunca gerçekçi verileri kullanarak, doğru planlamalar yapmak için gayret ediyoruz. Herkese kolay gelsin. 
 
 
 

 

İAOSB Yerleşim PlanıİAOSB MedyaİAOSB Haber DergisiİAOSB Tanıtım FilmiİAOSB Dosya İndir