İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi
Adres: M. Kemal Atatürk Bulvarı No : 42 35620 Çiğli / İZMİR

Telefon::(232) 376 71 76
Faks::(232) 376 71 00

Harita

Başkanın Kaleminden

Sanayici Olmanın Gerçekleri

Değerli Sanayici Dostlarım,
Bölgemiz sanayicilerinin aileleri ile katıldığı geleneksel “İAOSB Dayanışma Gecesi” nin sekizincisini 13-14 Ekim tarihlerinde gerçekleştirdik. Bu programda yoğun bir katılım ile bir araya geldik. Her ne kadar ailelerimiz bizlerle olsa da sanayiciler olarak sohbetlerimizin temel konusu ülkemiz ekonomisi ile ilgiliydi. Bir tespiti baştan söylemeliyim; İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi katılımcısı sanayiciler, ne tür zorluklar ile mücadele ederlerse etsinler, içlerindeki üretme ve istihdam yaratma azimlerini kaybetmiyorlar. İçlerinde sanayici olmanın heyecanı ve gururu ile yaşayan;  sorunları ve çözüm önerilerini tartışan, tavır koyabilen ancak mücadeleden asla vazgeçmeyen bir  camiayız. Herkes tüm bu sohbetlerin sonunda moralleri bozmadan, her şeyin düzelmesini bekleyecek bir iradeyi de beyan ediyor.
 
Ancak bu denli iyi niyetli ve ülkesine katma değer yaratmaya çalışan insanların değerlendirmelerine de kulak asmak çok önemli. Türkiye ekonomisinin içinde yaşadığı yüksek faiz,   yüksek enflasyon, düşürülemeyen işsizlik, döviz kurlarındaki değişkenlik, kredi imkanlarının kısıtlı ve pahalı oluşu, kısa vadeli borçların yoğunluğu, borçların önemli bir oranının dövize endeksi olması, Türkiye’nin içinde yaşadığı jeopolitik konumun doğurduğu sorunların ülke ekonomisine etkileri, ithalata bağımlı üretim yapısının doğurduğu tedarik ve maliyet problemleri, iç pazarda yaşanan yavaşlama gibi konular, herkesin dilinde… Bu hususların yarattığı likidite sıkıntısı, tahsilat zorlukları, konkordato veya iflas ilan eden  firma sayısının artışı gibi gelişmeler akılları karıştırmakta.
 
Bu sorunların bazılarının aşılması ya da ötelenmesi hususunda hükümetin attığı adımları görüyoruz. Ancak, Türkiye ekonomisi öyle bıçak sırtı bir çizgide ki, KGF kredileri ödemelerinin ötelenmesi borçlu için iyi ama o paraların gecikmesi nedeniyle beklediği likiditeyi bulamayacak finans sektörü için kötü…
 
İhracatçının dövizini ülkeye zaman limiti içinde getirmesi belki ülkenin döviz döngüsüne faydalı olacak ama bu hızlı devir daim, ithalata bağımlı üretim yapısına sahip ihracatçı firmalar için tam bir yük. Bir yandan bakıyorsunuz mevduatı artırmak için stopaj desteği sağlanıyor, ama diğer yandan kamu bütçesinin gelir kaleminde azalma doğuyor. Çeşitli af torbaları ile kamu kaynak yaratmaya çalışıyor ama bu afların gelecekte yaratabileceği sorunlar şimdilik görülmemeye çalışılıyor.
 
Tüm bu kafa karışıklığı için sanayici ‘geleceğe nasıl bakmalıyım, gelişmelere karşı nasıl bir pozisyon almalıyım, işimde hangi stratejileri oluşturmalıyım’ düşüncesi içinde. Bu stratejilerin oluşturulması için güvenilir bilgi ve verilerin iş dünyasının önünde olması gerekli. Geçmişte  açıklanan orta vadeli planların doğruluk ve güvenirlik hususlarında sabıkaları kötü. Belki de bu yönde görüşü değiştirmek için açıklanan Yeni Ekonomik Program (YEP) herkes için duruma tekrar bakma imkanı sağladı.
 
YEP’ in bize sağladığı en önemli fayda, bizlerin gördüğü ve içinde yaşadığı sorunların, YEP içinde yer alan verilerde de görülmesi. Yani siyasi erk ile iş dünyası sorunların varlığı ve bu sorunların kısa ve orta vadedeki etkileri konusunda ortak bir bakış açısında buluştu diyebiliriz. Elbette dileğimiz ve beklentimiz rakamlarda varılan ortak bakışın, çözümler ve uygulama alanlarında da gerçekleşmesidir.   
 
YEP’teki bazı temel hedefleri şöyle bir incelediğimizde gördüklerimiz şunlardır: Türkiye’nin temel stratejisi olan büyüme konusunda karnesi ne yazık ki çok iyi değil. Bazı yıllarda sıra dışı büyüme rakamları yakalansa da bu durum istikrarlı bir çizgiye oturmadı. Yüksek büyümeler yaşandığı gibi ciddi düşüşler de görüldü. Bu denli değişken bir büyüme yapısı nedeniyle de özellikle dış kaynaklı yatırımların ülkemize ilgisi hep tereddütlü oldu.
 
Yatırım kararları için istenen ilk şey, verilerin gerçekçi ve tutarlı olmasıdır. YEP’in 2019’daki yüzde 2,3 ve 2020’deki yüzde 3,5 lük büyüme öngörüleri bizleri zorlu yılların beklediğini teyit etmiştir. Bu iki yılın tamirat yılları olacağı gözükmektedir. Gelişmiş ülkelerin ortalama nüfus artışının üstünde bir artışa sahip olan bir ülke olarak Türkiye’nin bu büyüme rakamları; sıkılaşmanın artacağı, bu nedenle rekabetin çok güçleneceği, piyasa şartlarının zorlu olacağını göstermektedir.
 
IMF, dünya için 2019 yılında büyümede yüzde 3,7, ticaret hacminin artışında ise yüzde 4 öngörmektedir. ABD’de 2019 için büyüme yüzde 2,1, Euro Bölgesi’nde yüzde 1,9 , Japonya’da yüzde 0,9 öngörülürken, gelişen ekonomiler içinde Çin’den yüzde 6,2 , Hindistan’dan yüzde 7,4 büyüme beklenmektedir. Bu öngörüler ile bizim hedeflerimiz karşılaştırıldığında, önümüzdeki üç yılda, küresel mücadelede bir nebze geri kalmayı göze aldığımız söylenebilir.
Geçmiş 10 yılda Orta Gelir Tuzağından kurtulalım diye politikalar üretmeye çalışıyorduk.  EYP’ deki öngörülere göre dolar bazında kişi başına düşen GSYH’da  2017’deki duruma ancak  2021’de dönebilecek gibiyiz. Yani orta gelir torbasında bir müddet daha kalıcıyız.
 
En önemli sorun alanlarımızdan olan enflasyonda ise 2018 ve 2019 yıllarında tek haneye düşme hesabından vazgeçtik. Enflasyonla mücadele konusunda başlatılan topyekün mücadele programını ilgi ile takip ediyor ve uygulamaların yansımasını bekliyoruz.
 
Burada şunu belirtmeliyiz ki; özel sektörden fedakarlık beklendiği yerlerde, kamu kesiminin de elini taşın altına koyması beklenmektedir. Ancak bu tasarruf anlayışı üretim ve istihdam yaratacak yatırımlardan ya da ekonominin döngüsü için gereken teşvik ve desteklerden vazgeçmek yerine, harcamaların dikkatlice tasnif edilerek, fayda-maliyet analizine göre azaltılması şeklinde olması faydalı olacaktır.
Ayrıca, bu yeni dönemde yıllardır söz edilip gerçekleştirilemeyen bazı doğruların da hayata geçirilmesi fırsatı vardır. Örneğin, dolaylı vergileri azaltarak, vergi dilimlerini aflara gerek olmayacak seviyelere çekerek,  tabana yayılan bir vergi sistemi oluşturulabilir.
 
İstihdam üzerindeki yükler dünya standartlarına göre düzenlenerek, istihdam sayısı arttırılabilir, kayıt dışı istihdam ile mücadele etkin hale getirilebilir.  
 
Bu arada, küresel ekonomideki gelişmeler ile  ulusal ekonomideki problemlerin bileşkelerinin sonuçları çok iyi değerlendirilmelidir. Küresel olarak emtia ve enerji fiyatlarının artığı bir dönemde, Türkiye’de de ÜFE aleyhine gelişen enflasyon rakamlarına bu sanayicinin dayanma gücünün kalmayacağı ve bu durumun fiyatlara yansıyacağı gerçeğinin kaçınılmaz olduğu kabul edilmelidir. Enflasyonla mücadelenin mal ve hizmet üretimindeki maliyetlerin düşürülmesi ve alıcılara daha rasyonel fiyatlarda sunulması için dizayn edilmesi çok önemlidir.
 
Bu ülkenin yaşayanları olarak değiştiremeyecek gerçekliklerimiz vardır. Türkiye’nin jeopolitik konumu, iç ve dış siyasi etkenler, gerek kamu yönetiminde gerekse de özel sektör iş yönetimine  sirayet eden bazı hastalıklar bizim gerçeklerimizdir. Ancak bu gerçeklere göre tavır ve strateji belirleyecek gücümüz de vardır. Bu güç ortak bir dil, açık ve şeffaf paylaşım ile faydalı olacaktır.
 
Sanayici olmayı dert ve stres kaynağı olmaktan çıkarıp, üretim yapmanın istihdam yaratmanın gurur ve zevkini yaratmak hepimizin misyonu olmalıdır. Bu misyonu yarattığımızda, sanayicilikler korkan, uzaklaşan çocuklarımız, gençlerimiz tekrar fabrikalarımıza, makinalarımızın başına ve  tezgahlarımıza dönecektir.  Türkiye GSYH içinde sanayinin payını yüzde 25 ve üstüne çıkarmaya odaklanmalıdır. Gerçek  büyüme ve sosyal,  ekonomik temelli problemlerin çözümü buradadır.
 
 
 

 

İAOSB Yerleşim PlanıİAOSB MedyaİAOSB Haber DergisiİAOSB Tanıtım FilmiİAOSB Dosya İndir