İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi
Adres: M. Kemal Atatürk Bulvarı No : 42 35620 Çiğli / İZMİR

Telefon::(232) 376 71 76
Faks::(232) 376 71 00

Harita

Başkanın Kaleminden

Seçimler Bitmedi, Sandık Gitmedi

Değerli Sanayici Dostlarım;
 
Türkiye son beş yılını seçimlere odaklı bir şekilde geçirdi. Neredeyse on ayda bir, sandık önümüze kondu. Seçimler nedeniyle başta ekonomi olmak üzere ülkenin temel alanlarındaki sorunlar ya gündemin arkasına itildi ya da seçimlere ve siyasete odaklı kısa vadeli çözümler ile geçiştirildi. Her seçim dönemine girdiğimizde de artan sıkıntı ve yaşanan tedirginlikleri psikolojik olarak atlatmak için “bu seçim de geçer, ardından normale döneriz” diyerek geçiştirdik. Gelin görün ki, 31 Mart yerel seçimleri bir türlü bitmedi ve sandığın gölgesi üstümüzden bir türlü kalkmadı.
 
31 Mart sonrasında yaşanacak olan seçimsiz uzun bir dönemi özellikle ekonomimiz için bir fırsat olarak görüyorduk. Ancak, toplumun önemli bir kısmının hala nedenini anlayamadığı bir şekilde, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin 23 Haziran’da yenilenmesi kararı, sandığı önümüzden kaldırmadı.
 
Bu seçim sadece İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için yenilenecek olsa da ülkemizin demokratik işleyişinin yurt içinde ve dışında daha da ciddi bir biçimde sorgulanmasına neden oldu. Gelinen bu noktada tüm gözler, dolayısıyla Türkiye’ye yönlendirilecek yatırımlar için, 23 Haziran seçimlerinin tüm demokratik normlar içinde kabul edilen, sağlıklı ve güvenilir bir seçim olması çok önemlidir.
 
Dünyadaki kırılgan ekonomilerin ilk beşinde olmanın gerçeklerini yaşayarak görüyoruz. Yabancı sermaye yavaş yavaş gidiyor. Yabancı yatırımcıların 3 Mayıs’a kadar olan 18 haftalık sürecin 16 haftasında iç borçlanma senetlerini sattığını görüyoruz. Yabancıların sermaye hareketlerinde ve gayrimenkul dışında yabancı sermaye hareketlerinde eksi yönlü bir ivme oluştu. Türkiye’nin kendi finansman kaynaklarının kendi ekonomik döngüsü için yetmediği gerçeğini bir kez daha hatırlarsak, bu rakamların ne denli rahatsız edici olduğunu görebiliriz.   
 
Bir yandan dış kaynak bulma problemi ile uğraşırken, diğer yandan da dış kaynaklara dayalı borçlanma modeli içinde,  şirketlerimizin alınan borçların sadece faizi için çalışması sonucu rakamlarla ortaya çıkmıştır. 9 bine yakın Türk şirketi üzerinde yapılan bir araştırmada finansal borçların öz kaynaklara oranı yüzde 96, öz kaynakların aktif toplamına oranı da yüzde 37 çıkmıştır. Bu rasyolar, sermayenin güçlendirilmesi, stokların yönetiminin etkin bir biçimde yapılması için finansal ve stratejik ortaklıklar arama dönemini başlatmıştır. Ancak bu arayışta da Türkiye’nin genel risk priminin yüksekliği nedeniyle şirketlerimizin eli yeterince güçlü değildir.    
 
Bu dönemde, yurt içinde ise üretim ve siyaset arasındaki ilişki yine üretim aleyhine çalışmıştır. Düzensiz kur hareketleri, yüksek faiz ve enflasyon kıskacı, azalan ekonomik güven nedeni ile daha da durgunlaşan piyasalarda bırakın yeni yatırım yapmayı, var olan üretim döngüsünü sürdürmek bile çok zorlaştı. Üretimdeki bu düşüşün iki büyük etkisini gördük.
 
İlki, işsizlik oranlarında ortaya çıktı. İstihdamın işgücüne oranı küresel kriz yaşadığımız 2008-2009 yıllarındaki dip seviyesine vardı. Diğer büyük etki ise ithalat rakamlarında görüldü. Yıllık ithalat rakamı 210 milyar dolar ile neredeyse iki yıl öncesi düzeyinde gerçekleşti. Bunu ithalatta tasarruf ediyoruz diye düşünebilirsiniz. Dış ticaret ve cari açık bakımından olumlu görebilirsiniz. Ancak ithalattaki düşüşün çok önemli bir kısmının yatırım malı ve hammadde ithalatında olması sanayimizin üretim rotasından çıkmaya başladığını göstermektedir. 
 
Türkiye; son bir ayda bitmemiş yerel seçimleri, S-400 krizinde NATO ve ABD ile yaşadığı sorunlar, Suriye’de İdlib merkezli siyasi ve askeri manevraların yarattığı rahatsızlıklar ile uğraşmaktadır.
 
Ekonominin çıkışı için bu konularda bir istikrar, sükunet ve çözüm beklemenin yanında, en az 60 milyar dolar olduğu söylenen bir yabancı kaynağa da ihtiyaç duymaktadır.  
 
Bu nedenle özellikle ekonomi ve hukuk alanında günlük kararlar ile hareket etmekten vazgeçerek, istikrarlı ve dünya normlarında kabul edilebilir karar ve uygulamalara geçmemizin çok önemli olduğuna inanıyoruz.
 
Türkiye yurt içi ve yurt dışında atacağı adımlar ve izleyeceği politikalar ile önce kendi vatandaşlarına, sonra da yabancı yatırımcılara güven verecek bir ortam yaratmalıdır. Bu geçiş esnasında her zaman dile getirdiğimiz toplumsal uzlaşma mutlaka aranmalıdır.
 
Bizler sanayiciler olarak normalleşme yolunda, her zaman ve her yerde makul ölçüler içinde beklenen katkıyı vermeye devam edeceğiz. Beklediğimiz tek şey, üretim ve istihdam odaklı gerçek gündeme dönme iradesinin ortaya konmasıdır.
 
 
 

 

İAOSB Yerleşim PlanıİAOSB MedyaİAOSB Haber DergisiİAOSB Tanıtım FilmiİAOSB Dosya İndir