İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi
Adres: M. Kemal Atatürk Bulvarı No : 42 35620 Çiğli / İZMİR

Telefon::(232) 376 71 76
Faks::(232) 376 71 00

Harita

Başkanın Kaleminden

Yeni Normale Devam

2008 yılından itibaren Dünya ekonomisinde başlayan yeni dönem uzun süre tarif edilemedi. Bu dönem kendini iş dünyası için az kar, ülkeler için az büyüme olarak gösterdi. Piyasalarda bugüne kadar öncelikli olan fiyat rekabeti, maliyet rekabetinin gerisinde kaldı.
 
Daha sonra “yeni normal” olarak tanımlanan bu dönemde dünya coğrafyasında enerji koridorlarının paylaşımı kontrollü bölgesel çatışmaları tetikledi. Türkiye bu bölgelerin tam merkezinde, çok taraflı ve dinsel-etnik kökenli pek çok sorunun ve çatışmanın ortasında kaldı. Bakıyoruz; herkes herkes ile görüşerek sorunlara çare arıyor gibi. Ancak sanırım herkesin kapalı kapılar ardında anlaştığı tek konu kaosun devam etmesi.
 
Dünya giderek bloklaşıyor. Bu bloklaşmalar sadece politik anlamda değil, ekonomik anlamda da birlikte hareket etme şeklinde yansıyor. Batı bloğu bir yandan bölgesel müdahaleler içindeyken, bir yandan da Çin’e doğru kayan dünya ekonomisinin eksenini tekrar batıya çevirmeye gayret ediyor. Buna karşılık doğu ve güneydoğu bloğu da sahip oldukları üretim gücünü kaybetmemek çabası içinde. Güçlü ülkeler kurdukları güçlü ekipler ve global şirketleri ile yenilenebilir enerji ile geleceği yönlendirebilme ve eko-sisteme hakim olma mücadelesi içindeler. Son zamanlarda yaşanan doğal afetler de bu mücadelenin hızlanmasına ve kızışmasına yol açıyor.
 
Ayrıca 2010-2025 döneminde dünya nüfusuna bir milyar yeni tüketici eklenecek. Bunu hiçbir ülkenin ve hiçbir şirketin göz ardı etme lüksü yok. Özellikle nüfusu artmayan Avrupa dışında Asya, Afrika ve Latin Amerika pazarları çok daha önemli hale geldi. Büyük oyuncular, tüm bu bölgelerde karar verme süreçlerinde olarak, dengeleri kendi lehlerine çevirme çabası içindeler.
 
Böylesine karışık bir dönemde Türkiye her ay yeni dertlerle yüzleşiyor. Almanya seçimleri nedeniyle başlayan ikili ilişkilerimizde yaşanan gerginlik, Türkiye’nin AB üyelik müzakerelerinin sonlanması ile sonuçlanmasa da  müzakerelerin askıya alınması riski hala masada durmaktadır. AB ve Türkiye arasında karşılık güven ve samimiyet dönemi bitmiştir.
Ayrıca AB Merkez Bankası’nın da ABD Merkez Bankası gibi bilanço küçültme yoluna giderek, üretim kanallarını ve yatırımları tekrar AB’ye çevirme stratejisi ortadadır. Almanya’nın liderliğini yaptığı Sanayi 4.0 hamlesi global ölçekte yürütülmektedir.
 
ABD, Trump ile çok sarsıntılı bir yolculuk içinde. Trump’un önümüzdeki aylar içinde azledileceği gibi söylentiler fısıldanıyor.  Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler, FED’in bilanço küçültmesinin yan etkilerini hesaplayarak önlemlerini almaya çalışıyorlar. Diğer yandan ABD ile Kuzey Kore arasında başlayan nükleer atışma gittikçe büyüyerek ve genişleyerek dünyaya korku salıyor. 
 
Diğer yanda ise; düne kadar güneydoğumuzda belki de minimum sıkıntı yaşadığımız tek alan olan Kuzey Irak Kürt yönetiminin gündeme bomba gibi düşen bağımsızlık referandumu, bölgeyi sıcak bir çatışmanın eşiğine getirdi. Sıcak çatışmanın insancıl ve sosyal etkilerinin yanı sıra Türkiye’nin en önemli yatırım ve ihracat alanlarından birinin bu hale gelmesi çok sıkıntı verici. 
 
Açıklanan büyüme rakamlarının moralleri düzeltmesi, ekonomide ileriye dönük umut vermesi konusunda beklentimizin tam gerçekleştiğini söyleyemiyoruz. İç ve dış siyasi gelişmeler, tedirginliği arttırmakta; Türkiye her yeni güne, çok zorlu yeni bir gündemle uyanmaktadır.
Büyümeyi kısaca irdelediğimizde, itici gücün inşaat olduğunu, ihracatın da katkı verdiğini görüyoruz. Oysa üretim ve istihdamın sanayi kaynaklı olması en sağlıklı büyüme modelidir.
 
Böylesine bir ortamda Türkiye’nin sanayi odaklı bir büyüme modeline ihtiyacı var. Bugüne değin kamu harcamalarının lokomotif olduğu bir büyüme tercihimiz oldu. Ancak, yaşanan bu sıkışık ortamda ülkemizin uluslararası finans piyasalarında en önemli kozu olan mali disiplinin sınırlarını zorluyoruz. Son çeyrekte yakalan büyüme hızı memnuniyet verici olsa da ortalama düzeyde bir büyüme hızı içinde olduğumuz gerçeğini görmeliyiz. Son çeyrekteki büyümenin de kamu ağırlıklı bir süreç olduğunu, KGF’nin piyasaya verdiği desteğin rüzgarını da unutmamak gerekir. 
 
Türkiye’nin yatırım için en önemli kaynak olan tasarrufun yaratılması konusunda da sıkıntıları devam etmektedir. Küresel ve ulusal ekonomik şartlar ile çok düşen kar marjlarının yanı sıra, verimlilik için yıllar önce dönemin hükümeti tarafından atılacağı söylenen ‘1250 adımın’ kaçını atabildik, tekrar bir bakılması gerekmektedir.
 
İthalatımıza baktığımızda ise sabit sermaye yatırımları içinde makine ekipman ithalatının son 7 ayda yüzde 17 düşmesi, bize ülkemizdeki yerli sermayenin yatırım iştahsızlığının sürdüğünü göstermektedir. 2017 yılında elde edilen turizm gelirleri ise 2016’ya göre çok iyi olsa da 2015 seviyesini yakalayamadığımızı görmekteyiz. Ülkemize gelen yabancı yatırımın hazine garantili projelere geldiğini görüyoruz. Yani, ‘Türkiye’de yeni bir üretim tesisi kurayım, buradan iç pazara ve yakın dış pazarlara gireyim’ diye düşünüp gelen üretici-yatırımcı sayısı ne yazık ki çok az. Öngörülemeyen nedenlerden dolayı risk alma isteği çok düşük.
 
Global Yatırım Bankası olan JP Morgan’ın, Eylül ayı içinde Türkiye’de yaptıkları toplantılardan çıkan değerlendirme notu dikkate alınması gereken noktaları içermektedir.
Bu değerlendirmede; büyüme performansının hükümetin uyguladığı teşvik tedbirleri etkisiyle beklenenden güçlü olduğu; ancak büyümenin teşvik paketleri sona erdiğinde ve KGF etkisi azaldığında nasıl bir performans sergileyeceği hususunun belirsiz olduğu; güçlü büyümenin mali ve parasal teşvik ihtiyacını belli oranda azalttığı; hükümetin seçimlere kadar kendisine mali bir hareket alanı yaratmak için, mali politikaları ılımlı bir biçimde sıkılaştırmasının büyük bir olasılık olduğu; TCMB’nin likidite şartlarını ve faizleri önümüzdeki aylarda değiştirmemek için bir hareket alanı olduğu belirtilmektedir. Kısaca, şu an içinde bulunduğumuz durumun devam edeceğini vurgulamaktalar.
 
Burada önemli soru, Türkiye’nin 2017 yılının son çeyreğindeki büyüme için hangi enstrümanları kullanacağıdır. Görünen odur ki; son çeyrekte Hükümetin Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde belirlediği 23 ildeki cazibe merkezlerine yapılacak yatırımlara vereceği destekler büyümeyi de belirleyecektir. Bu illerdeki desteklere 3 bin 380 başvuru yapıldığı, 92 milyar TL’lik yatırım ile 375 bin kişilik istihdam yaratılacağı belirtilmektedir. Ancak bu konuda, çok uzun yıllardır yöresel ve bölgesel teşviklerin verimsizliğini dile getiren bir kişi olarak, hükümetimize ve tüm yetkililere ‘aman dikkat’ demeyi bir görev sayıyorum.  
 
Malumunuz okullarımız açıldı. Başta Özel İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi Nedim Uysal Mesleki ve Teknik Anadolu Lisemizdeki öğrencilerimiz olmak üzere, tüm öğrencilerimize verimli, başarılı ve her şeyden önemlisi sağlıklı bir eğitim-öğretim dönemi diliyorum. Onlar bizim geleceğimizdir.
 
 
 

 

İAOSB Yerleşim PlanıİAOSB MedyaİAOSB Haber DergisiİAOSB Tanıtım FilmiİAOSB Dosya İndir