İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi
Adres: M. Kemal Atatürk Bulvarı No : 42 35620 Çiğli / İZMİR

Telefon::(232) 376 71 76
Faks::(232) 376 71 00

Harita

Başkanın Kaleminden

Hızlı Ama Tutarlı ve Katılımcı Olma Zamanı

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile Türkiye yeni bir döneme giriyor. Seçimlerin ardından gündemimize bu sisteme geçişin nasıl olacağı ve nasıl işleyeceği tartışmaları oturdu. Doğal olarak bu dönemde bir yandan beklentiler dile getirilirken bir yandan da öneriler geliştiriliyor. İş dünyası da bu konuda görüşlerini açıklayarak, sürecin içinde yer almaya çalışıyor. Paylaşılan ifadelere bakıldığında, iş dünyasının beklentilerini ve düşüncelerini bazı ana temalar üzerinde toplamak mümkün.
 
Öncelikle, bir an evvel seçim atmosferinden çıkılarak reformlara ve özellikle ekonomiye odaklanmanın sağlanması isteniyor.
Özellikle yatırım ortamının normale dönmesi ve üretim faaliyetlerinin desteklenmesi gerektiğine dikkat çekiliyor.
Büyümenin istikrarlı bir çizgide kalması ve kalkınma ile birlikte yürümesi bekleniyor.
Hukuk devleti ilkelerinin etkin hale gelmesi, başta Merkez Bankası gibi kuruluşların bağımsızlıklarının etkin hale getirilmesine önem veriliyor.
Daha kurallı, hızlı ve doğru karar verebilecek ve bu kararları etkin uygulayabilecek bir hiyerarşik ve bürokratik yapı arzusu var.
 
İş dünyası:
Kısa ve orta vadede ekonomimizin içinde yüzdüğü cari açık, enflasyon, işsizlik, yüksek faiz, yüksek ve değişken kurlar gibi sorunların çözümü için planlamaları ve vizyonu görmek istiyor.
Bu işleri yapacak kadroların ise liyakat esaslı oluşturulmasının önemi vurgulanırken, verimlilik kavramı daha da öne çıkartılıyor.
Dünya sorunlarını doğru algılayan, doğru değerlendiren ve doğru hareket edebilen bir dış politika yapılanmasına ihtiyaç olduğu dile getiriliyor.
Yeniden yapılandırılan ve bazı yeni isimlerle oluşturulan Bakanlar Kurulu’nun da hızlı ve üretken bir yapıda, toplumu kucaklayarak çalışması bekleniyor.
Tüm bu genel beklentileri çerçeveleyen bir düşünce de, bu yeni sisteme geçişin olabildiğince çabuk, verimli ve üretken bir biçimde sağlanmasıdır.
 
Atılacak tüm bu adımların olmazsa olmazı nedir diye baktığımız da ise, başta iş dünyası olmak üzere toplumun tüm katmanları, kendilerini ilgilendiren konuların yeniden değerlendirilmesi, sorunların doğru tespit edilip çözüm önerilerinin doğru yapılması ve uygulamaların etkin olması süreçlerine doğrudan katılmak ve katkı vermek istiyorlar. Ankara’da hazırlanan,  “böyle yaptık, bu oldu” yaklaşımının doğuracağı sıkıntıları artık yaşamak istemiyorlar.
Sanırım bu beklentilerin ne denli gerçekleşeceğinin ilk göstergelerinden biri, yeni Orta Vadeli Program’ın (OVP) hazırlanması süreci olacaktır.
Son yıllarda uygulanan OVP ile yol gösterme, rehber olma, planlama ve programlama sürecinin çok da başarılı olduğunu söylemek zordur.
 
Geçmişte; sürekli revize edilen, hedeflerin gerçekleşmelerden uzak kaldığı veriler, OVP’lere olan inancı zedelemiştir. Ancak, bu dönemde ortaya konacak OVP’nin iş dünyasının, özel sektör örgütlerinin katılımı ve katkısı ile yapılması çok önemlidir. Başarılı bir OVP tanımının, bilinmezliği azaltarak Türkiye’nin ekonomik kırılganlığını bir nebze azaltacağını düşünüyoruz.
 
Dünya, ABD Başkanı Trump’ın çizdiği ekonomik ve politik yapılanmanın getirdiği ticari gerginliklerin karşılıklı görüşmeler ile çözülmesini bekliyor. ABD ile Avrupa, yaptığı görüşmeler ile bu konularda birbirine yaklaştı. Aynı beklenti, ABD ile Çin arasındaki ekonomik ilişkiler için de var. Yükseltilebilecek sosyo-ekonomik duvarlar, küreselleşen ekonomi içinde gelişmekte olan ülkeleri gittikçe zorlar hale gelmeden çözümler üretilmesi herkesin temennisidir.
Türkiye gibi çok kırılgan bir ekonomiye sahip olan ülkelerin çok dikkatli olması ve doğru politikalar üretmesi gereken bir dönemdeyiz. Ticaret savaşlarının ortaya çıkaracağı bazı olanakları akıllıca değerlendirmek önemlidir. Ancak riski yüksek politik ve ekonomik adımlardan kaçınmak gerektiği gözükmektedir.
 
OECD, Dünya Bankası, IMF verilerine göre matematiksel olarak Türkiye’nin 2030 yılında dünyanın ilk 20 büyük ekonomisi içinde yer alacağı görülmektedir. Ancak bugün yaşayan ekonomik modelimiz devam eder ise, Türkiye ekonomisine yakın ekonomiler ile aramızdaki farklılıklar aleyhimize gelişebilecektir. Türkiye’nin G-20 içinde kalması ve hatta hedefi olan ekonomik büyüklükte dünyanın ilk 10 ülkesi içinde yer alması için ekonomik büyüme modelimizi üretim ve istihdam ile büyümeye dayalı, katma değer yaratan bir görünüme sokmamız gerekmektedir.
 
Bu büyüme modelinin de omurgasını yüksek teknoloji-katma değer-inovasyon-marka ve tasarım oluşturabilir. Bu omurganın oluşumu içinde temel çıpamız eğitim olmak zorundadır.
2030’lar için yapacağımız mücadele bitmemiştir. Yapılabilecek işler vardır. Ancak, bu işleri toplumsal birliktelik ve anonim düşünce içinde siyasi vaatler sınıfından çıkararak, uygulanan sistemlere geçirme zorunluğumuz vardır. İş dünyası, özellikle sanayicilerimiz, bu dönemde verebilecekleri her türlü katkı için hazırdırlar.
 
Karar vericilere önerimiz şudur:
İş dünyasının oyuncularını tribünde ya da yedek kulübesinde oturtarak sadece oyunu seyrettirmeyin, lütfen onları oyuna sokun. Sonucun sahada çok daha farklı olduğunu göreceksiniz.
 
 
 

 

İAOSB Yerleşim PlanıİAOSB MedyaİAOSB Haber DergisiİAOSB Tanıtım FilmiİAOSB Dosya İndir