İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi
Adres: M. Kemal Atatürk Bulvarı No : 42 35620 Çiğli / İZMİR

Telefon::(232) 376 71 76
Faks::(232) 376 71 00

Harita

Başkanın Kaleminden

 
 
Küresel finans kuruluşlarının faiz artırımını beklerken

 

Değerli Sanayici Dostlarım;

Türkiye gündemi içeriden ve dışarıdan kaynaklı sorunları ile sıcaklığını koruyor. Bu sıcaklık içinde içimizi bir miktar olsun serinleten tek şey ise pandeminin gücünü yitirmeye başlaması ile düşen pozitif vaka sayısı ve ölümlerdir. En önemli dileğimiz, normale dönüşün hızla tamamlanarak başta turizm olmak üzere Türkiye için stratejik önemi olan sektörlerde beklentilerin yakalanmasıdır.

Ancak Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ile ortaya çıkan ve ne yazık ki insanlık açısından da dramatik durumlara neden olan savaş ortamı, Türkiye’nin içinde bulunduğu jeopolitik ortamda küresel siyaset ve ticaret açısından yeni ve nereye varacağı belli olmayan bir süreç başlatmıştır. Rusya’nın bu eylemine karşılık Batı dünyasının verdiği sert tepki, şimdilik sadece ekonomik ve siyasi alanda görülse de yeni bir dünya düzeninin oluşmasına yol açacak kadar büyük etkileri içinde barındırmaktadır. Özellikle Rusya’nın küresel sistem dışına çıkarılması düşüncesi dünyayı soğuk savaş yıllarını aratır duruma getirme riskini taşımaktadır.

Rusya ve Ukrayna ile yakın ticari, ekonomik, siyasi ve hatta savunma sanayi anlamında askeri iş birliği içerisinde olan Türkiye, bugüne kadar NATO ya da G7 ülkeleri kadar keskin bir tutum izlemese de bu durumun batılı müttefikler ile ilişkiler anlamında ne kadar süreceği belli değildir. Eğer bu süreç uzarsa Türkiye istemese de bir tarafta durmak zorunda kalabilir. Bu durum gerçekten 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Türkiye’nin dış politika bakımından belki de en zorlu ikinci süreci olabilir.  Kıbrıs Barış Harekatı sonrasında bile yapılan haklı müdahalenin sonuçları daha karşılanabilir olmuştur. Ancak bugün küresel entegrasyon içinde, komşuluk bağları ile de ciddi bir değer taşıyan Türkiye-Rusya ve Türkiye-Ukrayna ilişkileri çok kritik bir virajdadır.

Bu dönemde Türkiye’nin dış politikasında attığı yeni adımlarda; İsrail, BAE, Suudi Arabistan gibi eski düşmanlıkları kaldırıp, makul düzeye getirme çalışmaları görülmektedir. Türkiye’nin, Cumhuriyetimizin Kurucusu M. Kemal Atatürk’ün “Yurtta Barış, Dünyada Barış” ilkesine ne kadar çok yaklaşırsa, o denli menfaatine olacağı gerçeğini bir kez daha yaşıyoruz.       

Bu barış, birlikte çalışmak gibi unsurların, dünyanın içinde bulunduğu ekonomik krizi atlatmasının da tek yolu olduğunu açık-seçik göstermektedir. Dünya’nın kaynakları dört bir yana dağılmış; bir yerde enerji yoğun iken, bir başka yerde tarım bir başka yerde teknoloji ve sanayi birikimi olmuştur. Herhangi bir bölgenin dünya ticaretine sunduğu bir hizmet ya da ürünü geri çektiği an, onun yokluğunu ortadan kaldırmak gerçekten çok zordur. Belki gelişmiş ülkeler ürettikleri know-how ve teknolojileri ile onların da yetmediği yerde ekonomik güçleri ile bu boşlukları bir süre doldurabilmektedir. Ancak gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde her iki düzlemde de yeterli kaynak yoktur. Bu durumun yaratacağı dünya nimetlerinin adaletli paylaşılmaması ve oluşabilecek yokluklar hem ülkelerin iç barışını hem de küresel barışı tehdit edebilecek risklerdir.

Bu açıdan bakıldığında başta Birleşmiş Milletler olmak üzere, dünyadaki düzen, adalet, sosyal barış, sağlık gibi temel alanları takip eden küresel kurumların yeniden yapılanması ve güçlendirilmesi çok önemlidir.

Pek çok coğrafyada açık ya da kapalı (gelişmiş ülkelerin taşeron örgütler ile yürüttükleri) devam eden sıcak çatışmalar ve bazı bölgeler arasında kronikleşen gerginlikler insanların beslenmesi, sağlığı, eğitimi, korunma ve kollanması gibi temel ihtiyaçları bile unutturacak düzeyde silahlanma yarışını gittikçe büyütmektedir. Vatandaşları açlık çeken ülkelerin en ileri teknolojiyi taşıyan savaş uçaklarının, tankların peşinde koştuğu bir ortamda, bir ülkeye savaş uçağı ya da füze satan dünyanın bir kısmı, komşusuna da hava savunma sistemleri satarak dünyanın gelirini kendilerine toplamaktadırlar. İşin en tehlikeli yanı ise, tüm bu gerginliklerin gerçek nedenlerinin örtbas edilerek; din, ırk, milliyet gibi insanların kılcal damarlarına dokunulmasıdır.

Türkiye bugüne değin olabildiğince soğukkanlılığını korumuş, gerektiğinde vatanı ve insanı için gerekeni yapabileceği mesajını vermiştir. Ancak, bütün bu gelişmelerin Türkiye ekonomisi üzerinde ciddi etkileri olmaktadır ve olmaya da devam edecektir. Pandemi ile birlikte gelişmiş ülkelerin piyasalara pompaladığı parasal genişlemeyi, şimdi daraltma ve toplama gayretleri takip etmektedir.

Parasal genişlemenin başta enflasyon olmak üzere nasıl derin etkileri oldu ise yapılacak daralmanın da beraberinde ciddi sorunları getireceği açıktır.

Küresel finans kuruluşlarının ve bankaların daralma için faiz artırımına gitmesi ile dışarıdan kaynak bulması zaruri olan Türkiye gibi ülkeler, ciddi borçlanma maliyetleri ile karşı karşıyadır. Büyük bir gayretle artan ihracatımız ve azaltmaya çalıştığımız ithalatımıza rağmen (Ar-Ge ve teknolojiye dayalı, katma değeri yüksek üretim açığımız nedeni ile) cari açığın kapatılması hususunda çok başarılı olamadık. Bu da dış kaynak bağımlılığımızı stabil halde tutmaktadır. Özellikle enerji maliyetleri belimizi bükmektedir.

Diğer yandan gelen yaz mevsimi ile umudumuz olan turizmde ise yüzde 40’lara varan bir oranla Rus ve Ukraynalı turistlere odaklanan yapılanmamızın bu kadar kısa sürede başka ülkeleri kapsayacak şekilde bir kabuk değişimine gitmesi için canla başla çalışılmalıdır.

Ülke sanayisinde ise emtia fiyatlarındaki artış ve bazı tedarik zincirlerinin Türkiye’ye yönelmesi dolayısıyla büyüme trendi içinde olan ekonomimizde, ciddi bir “kârlılık” sorunu yaşanmaktadır. “Zarar ederek büyüyoruz” lafı, bugünlerde sanayici dostlarımızdan en çok duyduğumuz sözdür. Girdi maliyetlerindeki artış ve yüksek enflasyon sanayicinin önünü keserken, bu engelleri aşmak için gereken finansmanın maliyetleri artırmasının yanı sıra buna ulaşım da zorlaşmıştır. Daralan parasal hacmi yavaş yavaş nakit darlığını hissettirmeye başlamıştır. Tedarik sürelerinin uzaması, enflasyonist baskı ile birleşince piyasalardaki fiyatlama da artış trendini sürdürmektedir. Yaşanan kredi sıkışıklığı ödeme vadelerini uzatmakta, tahsilatlarda sanayiciler parasal darlık yaşamaktadır.

Sanayicimiz, maliyetlerini azaltma, müşterilerde seçiciliği artırma, mevcut işgücünü eğiterek verimliliği artırma, dijitalleşme gibi uygulamalar ile bu duruma çözüm ararken, belli bir kısım da “bekle-gör” ya da “küçül” stratejilerini değerlendirmeye başlamıştır. Oysa Türkiye gibi büyümek ve gelişmek zorunda olan ülkelerde bırakın beklemeyi, yavaşlamayı dahi düşünmememiz gereklidir. Piyasalara bu gücü verecek olan tek şey ise kamunun şirketlerimize sunacağı destekler, yolu açıcı önlemler ve uygulamalar olacaktır.

Tüm zorluklara rağmen Türk sanayicisinin neredeyse yarısı hala tevsii-kapasite artırımı yatırımı planlamaktadır. En az o kadar sanayicimiz de yeni yatırım düşüncesi içindedir. Yani Türk sanayicisinin enerjisi, iştahı bitmemiştir. Bu durumu ülkenin gelişimi, değişimi ve büyümesi için en iyi kullanabilecek kişiler ise kamusal yönetim erkine sahip olan kişilerdir.

Her zaman söylediğimiz gibi, gelişen ve büyüyen sanayi için sanayici ile kol kola yürümeye özen gösteren politikalar bizim çıkışımız olacaktır.

2 Mayıs itibarı ile yaşanacak olan Ramazan Bayramınızı en içten dileklerimize kutlar, size ve tüm sevdiklerinize sağlık ve esenlikler dileriz. 

 

İAOSB Yerleşim PlanıİAOSB MedyaİAOSB Haber DergisiİAOSB Tanıtım FilmiİAOSB Dosya İndir