İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi
Adres: M. Kemal Atatürk Bulvarı No : 42 35620 Çiğli / İZMİR

Telefon::(232) 376 71 76
Faks::(232) 376 71 00

Harita

Başkanın Kaleminden

Temkinli Adımlar Atılmalı

Değerli Sanayici Dostlarım;
 
Türkiye’de iş insanlarına ‘en önemli problemleriniz nelerdir diye sorulduğunda doğal olarak enflasyon, faiz, piyasalarda yavaşlama ve daralma, kur hareketleri’ gibi cevaplar alınacaktır. Tüm bu sorunların birleştiği ortak payda nedir diye baktığımızda ise karşımıza çıkacak doğru cevap ‘bilinmemezlik’tir.
 
Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde,  büyüme süreçlerinin beraberinde sorunlar getirmesi de kaçınılmazdır.  Bir de bu ekonomiler küresel bir yapı içinde her türlü etkiye açık haldeyse sorunlar çeşitlenecektir.  Oynak döviz kurlarına karşı, artan faiz oranları altında, yüksek enflasyon da neler yapacağını belirleyebilir. Ancak temel çıkmaz, bu sorun alanlarında önümüzü görmeyi, tahmin yapıp, fikir üretmeyi engelleyen kalın sis tabakasıdır.
 
Öngörülemeyen hiçbir soruna karşı doğru tedbir geliştirme şansınız yoktur. Böyle ortamlarda alınacak kararların başarı ya da başarısızlığı ancak şansla açıklanabilir. Ancak Türk sanayicisinin alın teri ve emeği ile yarattığı işletmelerinin şansa bağlı bir süreç sürdürmesini beklemek çok rahatsız edici bir durumdur.    
 
İşte 2019 yılı, bu belirsizliklerle gelmiştir. Bu yılın başında iş dünyasının aklındaki pek çok sorun alanı ve soru vardır.
 
2019 yılında ekonomiyi en çok nelerin etkileyeceğine bakıldığında, ilk sıralarda ekonomik küçülmeyi, döviz kurlarında yaşanacak ciddi dalgalanmaları, yerel seçimlerin ekonomiye etkisini ve küresel ekonominin resesyona girmesini görmekteyiz.
 
Bu riskleri,  ABD ile ilişkilerin tekrar gerginleşme olasılığı, enflasyonun tekrar yükselişe geçmesi tehlikesi, Suriye ve Irak’ta içinde bulunduğumuz sıcak çatışma ortamının ne gibi uluslararası gelişmelere neden olacağı gibi sorular güçlendirmektedir. Bu arada ABD Merkez Bankası FED’in atacağı adımlar da yakından takip edilmektedir.
 
Ayrıca sanayicilerimiz iç pazarda gündemde olan konkordato ve şirket iflasları sürecinin nereye varacağını öngörmekte zorlanmaktadır. Çünkü bu süreçler üretici-tedarikçi-satıcı ve son kullanıcı zincirini çok ciddi etkileyecek unsurlardır.
 
İş dünyasının büyüme tahminlerine bakıldığında,  büyük çoğunluğun yüzde 2-3 bandının üstünü hayal bile etmediğini görüyoruz.
 
Enflasyonda ise genel beklenti TÜFE’nin yüzde 15-20 bandında devam etmesi şeklindedir.
 
Yİ-ÜFE’nin düşmesi hususunda ise ciddi bir ikilem yaşanmaktadır. Üretim ve piyasaya hareketi artarsa, ithalata dayalı üretim yapımız yüzünden artacak bir Yİ-ÜFE oranı ile karşı karşıya kalmamız kaçınılmazdır. Oysa diğer yandan büyümeden de taviz vermemesi gereken bir ülke olduğumuzu da biliyoruz.
 
Döviz kurları konusunda ise genel beklenti döviz kurlarının yeniden yükseleceği yönündedir. Yapılan bir çalışmada CEO’ların 2019 yılı hesaplarında kullandıkları dolar kuru tahminleri ortalamasının 6,12 TL civarında olduğu görülmektedir.
 
Faiz de de, ciddi oranda düşüş olasılığı ne yazık ki zor görülmektedir. Bankaların çeşitli kampanyalar ile yeniden yapılandırmaya çalıştığı borçlanmaların, ortama temiz hava vermek dışında bir faydası beklenmemektedir. Çünkü faiz oranları makul seviyelere gelmedikçe, yapılan tüm uygulamalar borçların ötelenmesinden başka bir çözüm sunmamaktadır.       
 
Şirketlerin neredeyse üçte ikisi 2019 yılı bütçelerini tamamlamak için ya hala beklemedeler ya da her an revize etmeye hazır bir planlama içindeler. Yani stabil bir bütçe yapmak çok güç bir hale gelmiştir.
 
İstihdam konusunda ise iş dünyasının yine üç de te ikisi mevcut durumlarını koruma gayretinde olacaklarını belirtmektedir. Genel hedef, şu andaki çalışanları mümkün olduğunca koruyabilmek gibi gözükmektedir.
 
Asgari ücretteki artışın, istihdam maliyetlerine yansıması ilk dönemlerde çeşitli desteklerle azaltılmaya çalışılıyor. Ancak, bu desteklerin geçici olduğu gerçeği, temel istihdam maliyetlerindeki artışı unutturmamaktadır.
 
Diğer yandan TÜFE ile asgari ücret arasındaki ilişkilendirmenin, Yİ-ÜFE’ye bakıldığında işveren açısından çok da hakkaniyetli bir yaklaşım olmadığı da görülebilmektedir.  
 
İhracat da ise, herkesin umudu Avrupa Birliği pazarıdır. Geleneksel pazarımız olan AB ile yumuşayan ilişkilerin ve AB ülkelerinde hükümetler tarafından,  yaşanan ekonomik durgunluğa karşı geliştirilecek tedbirlerin Türkiye’nin 2019 yılı ihracatına olumlu yansıması beklenmektedir.
 
Bu arada Ortadoğu ve Kuzey Afrika pazarlarına yönelik çalışmaların artacağı da görülmektedir. Ancak bu iki pazarın uluslararası siyasi olaylardan çok etkileniyor olması ciddi bir risk faktörü olarak değerlendirilmektedir.  
 
İthalatta ise, Türkiye ekonomisi ithalata aşırı bağımlı bir yapıda olduğu için, yavaş ve düşük büyümenin ithalatta bir toparlanma yaratması beklenmektedir. Elbette, gönlümüzden geçen, ithal edilen bazı yatırım ve ara mallarını ülkemizde üretmeye başlayabilmektir.
 
İthalat ve ihracattaki bu beklentilerin cari açığın düşmesine etki yapacağı da öngörülmektedir.
 
Ülkemizde yatırımı bulunan yada yatırım planlayan yabancı sermaye sahiplerinde ise hissedilen en büyük tereddüt ekonomideki küçülmenin ne kadar süreceğidir. Bunun yanında yerel seçimlerin ulusal ekonomiye yaratacağı etkiler ve Türkiye’nin uluslararası ilişkilerdeki tavrının nasıl olacağı ve bu durumun uluslararası ilişkilere nasıl yansıyacağı sorgulanmaktadır.
 
Bu sıkıntılı dönemde, daha öngörülebilir bir ortam için yapılması gereken en önemli adım olarak ise, yapısal bir istikrar programının bir an evvel uygulamaya konması gözükmektedir. İş dünyası bu programın IMF destekli mi, yoksa IMF’siz mi olması gerektiği konusunu tartışmaktadır. Hükümet yola IMF’siz devam etme yönünde irade beyan etse de, IMF uygulamaları ile bu sürecin daha çabuk aşılacağını düşünen bir kesim de mevcuttur.  
 
Makro düzeydeki küresel ve ulusal ekonomi rüzgarlarını bir tarafa bırakırsak,   ülkemiz şirketlerindeki en önemli sorun alanı ise aşırı borçlanmadır.  The Economist dergisinin “2019’da Dünya” raporunda küresel borcun 10 yıl öncesine göre yüzde 20 artarak GSYH’ nın yüzde 271’ine ulaştığı belirtilirken, gelişmekte olan ülkelerde borcun bu oranın da üstünde olduğu düşünülmektedir. Bu durumda Türkiye’deki özellikle KOBİ’lerde ciddi bir borç sarmalının olduğunu söylemek yanlış olmaz.
 
Siyaset bu dönemde gerek tüketicileri gerekse de başta KOBİ’ler olmak üzere firmalara nefes vermek için çeşitli destek mekanizmalarını açıklayarak uygulamaya koymaktadır. Elbette bu tür destekler can suyu niteliğindedir. Ancak ekonomi ve finansın dengeler üzerine kurulu olduğunu düşünürsek, gelişmekte olan her ekonomide, verilen bazı tavizlerin muhakkak ekonomik bir geri dönüşü ve maliyet yansıması olacağını da aklımızdan çıkarmamalıyız.
 
Desteklerin iyileştirici etkisi olması gereklidir. Yoksa yanlış giden şeyleri bir kez kurtarmanın genel gidişata olumlu bir etkisi olmayacaktır. İster kamu bütçesinden olsun, ister bankacılık sektöründen verilen desteklerin maliyetlerinin ve geri dönüşümlerinin,  Türkiye’nin büyüme ve istihdam yaratma ihtiyaçlarına yapacağı etkinin ciddi şekilde hesaplanması gereklidir.
 
2019 yılı bizlere yüksek kazançlar, yeni yatırımlar gibi hayaller ile gelmemiştir. 2017 yılı sonunda nasıl 2018 ve 19’u bir bütün olarak görmeli ve planlamalarımızı ona göre göre yapmalıyız dediysek, bugünde 2019 ile 20’yi bir blok olarak görerek stratejimizi o şekilde belirlememizin doğru olacağını düşünmekteyiz. 
 
Bu denli fırtınalı bir denizde,  gemiyi yüzdürmenin en iyi yolunun temkinli hareket etmek olduğunu artık hepimiz biliyoruz. Ya gemiyi güvenli bir limana çekip bekleyeceğiz, ya da kıyıdan, kıyıdan günlük hava durumuna göre rota belirleyerek gidebildiğimizce yol alacağız.
 
 
 

 

İAOSB Yerleşim PlanıİAOSB MedyaİAOSB Haber DergisiİAOSB Tanıtım FilmiİAOSB Dosya İndir